journalist etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
journalist etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mart 2014 Cumartesi

SARAYDAN POZ KAÇIRMA



Beyaz Saray’ın algı yönetimi için servis ettiği fotoğraflar ulusal ve uluslar arası ajanslar ile dünyaya sunuluyor

Gazi Üniversitesi Öğretim üyesi Sadullah Çebi: “Kovboy imajı var”

Ukrayna’da yaşanan iç karışıklıklar sonucu Rus askerlerinin Kırım Özerk Cumhuriyeti’ne girmesiyle beraber NATO endişesini dile getirdi. Karşı kıyımızda yaşanan bu gerilim Türkiye’nin de tepkisiyle karşılaştı. ABD Başkanı Barak Obama, Rusya Devlet Başkanı Viladimir Putin ile yaklaşık bir buçuk saatlik telefon görüşmesi yaptı. Görüşme esnasında, Beyaz Saray’ın resmi fotoğrafçısı Pete Souza tarafından çekilip dünyaya servis edilen fotoğrafta, Obama’nın çalışma ofisinde kot pantolon ve üzerindeki kolları dirseğe kadar sıvanmış spor gömleği, sağ eli belinde, sol eli telefon ahizesinde ve dalgın bakışları görüşmenin başarıya ulaşamadığının göstergesiydi. Zira basına Putin’in geri adım atmayacağı noktasında haberler yansımıştı. 
 


Gazi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Sadullah Çebi, Beyaz Saray’ın zaman zaman servis ettiği bu fotoğrafları ve kamuoyunun bilinçaltına yüklenen göstergeleri değerlendirdi.

Kovboy İmajı Var

Bu fotoğrafta ABD’ye ilişkin gerçeğin inşası söz konusu. Bu fotoğraf, baktığımızda önceden düşünülmüş, planlanmış, kurgulanmış özellikle seçilmiş bir görüntü. Burada kodlanan, şifrelenen bir kovboy imgesi var. Bu kovboy imgesini daha önce uluslar arası kolektif bilince değişik olaylar vesilesiyle yerleştirilmesine defalarca şahit olduk. Körfez Savaşı, Irak Savaşı, baba Bush ve oğul Bush şimdi ise Obama ile karşımıza çıkıyor. Obama’nın çok sayıda iletişim uzmanından imaj konusunda faydalandığı ve sosyal medyayı çok iyi kullandığı biliniyor. Beyaz Saray tarafından bu görüşmenin içeriğine dair yapılan açıklamadan şunu görüyoruz. “Rusya’nın Birleşmiş Milletler (BM) sözleşmesi altındaki yükümlülüklerine, Ukrayna ile 97 tarihli askeri üs anlaşmasının ihlali anlamına gelen ve Budapeşte sözleşmesi ile Helsinki nihai senediyle uyuşmayan, Ukrayna’nın egemenliği ve toprak bütünlüğüne yönelik açık ihlalinden duyduğu kaygıları ifade etmiş.” Yani daha yumuşak uyarıcı bir üslup, yani Putin’in aklına seslenen daha akılcı bir retorik var. Buradaki argümanlar çok güçlü yani Obama artık bir soğuk savaş döneminde yaşamıyoruz diyor. Elini kolunu sallayarak bunu yapamazsın diyor. Bunu ben yapabilirim fakat sen yapamazsın diyor. Aynı zamanda Rusya’nın da gönlünü almaya çalışıyor. Ukrayna ve Kırım’da yaşayan Rus nüfusun haklarının korunması gerektiğini ifade ediyor. Bunun yanı sıra Obama,  Putin’i tehdit ederek uluslar arası düzeyde siyasi ve ekonomik izolasyonlarla karşı karşıya kalırsınız diyor.
Burada ABD Başkanı ulusal bir kovboyluktan çıkıyor ve evrenselliğe evriliyor. Yani burada ben varım bu sürüyü ben güderim diyor.

Fotoğrafın görüntüsel göstergesine baktığımız zaman simgelediği bir kovboy var. Kıyafeti bir kovboy kıyafeti. Kot pantolonu, dirseğe kadar sıvanmış jean gömleği. Bu pozun verilmesi kesinlikle tesadüfi değil. Fotoğraf çekilirken belki de Obama’nın imaj danışmanları Beyaz Saray fotoğrafçısının arkasında duruyordu. Obama’nın kollarını sıvaması bir işe, bir mücadeleye girişeceğine yönelik bir göndermeyi ifade ediyor, her an tetikteyim, kovboy gibi silahımı senden hızlı çekerim diyor. Yani bu belirtisel bir göstergedir Kırım konusunda. Eli belindeki duruş bir özgüven göstergesidir, kendine ve yapacağı hamlelere güveni ifade ediyor.




Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi
Öğretim Üyesi Prof.Dr.Murat Sadullah ÇEBİ

Kamu Diplomasisi Yapılıyor

Devletler, hükümetler mesajlarını günümüzde medya aracılığıyla veriyorlar. Medya aracılığıyla kamu diplomasisi yapılıyor. Devletlerin uluslar arası toplumda olumlu izlenim oluşturmak için kullandığı bir yöntem bu. Beyaz saray bunu defalarca yaptı. Seçim kampanyaları döneminde yırtık ayakkabıyla servis ettikleri fotoğraf bunlardan biri. Bu bir izlenim yönetimidir.Nedir bu izlenim, yani ABD haksızlığın karşısındadır, barışçıldır, insan haklarının, özgürlüğün, demokrasinin beşiğidir. Gerektiğinde bu ihlallerin olduğu ülkelerde gerekli eylemlere girişir. 


Savurganlık Döneminde Delik Tabanlı Poz

 Başkanlık yarışının kızıştığı ve Cumhuriyetçilerin savurganlıkla eleştirildiği seçim kampanyaları esnasında, Demokrat aday Barak Obama’nın yine bir telefon görüşmesinde çalışma masası üzerine uzattığı ve ayakkabı tabanlarının delindiğini gösteren fotoğrafı tartışma konusu olmuştu. 















Eli Sopalı Obama

Yine Beyaz Saray fotoğrafçısı Pete Souza’nın 30 Temmuz 2014’te Suriye’de tırmanan gerilimi içeren ve yaklaşık yarım saat süren Obama – Başbakan Erdoğan görüşmesi sırasında çekip servis ettiği fotoğraf eleştiri oklarını üzerine çekmişti.

 Fotoğrafta Obama sol eliyle telefon ahizesini tutarken sağ elinde ise bir beyzbol sopası yer alıyordu. Fotoğrafın içeriği ABD’li gazetecileri harekete geçirdi. Gazeteciler, Beyaz Saray sözcüsü Jay Carney’e fotoğrafın detaylarına ilişkin sorular yöneltse de Carney, “Obama’nın bir beyzbol hayranı olduğunu ve Chicago White Sox taraftarı olduğunu biliyorsunuz” diyerek soruyu geçiştirmişti.
 



29 Ekim 2013 Salı

ESARETİN BEDELİ: TÜRK LOKUMU


 İstanbul…

Ülke ekonomisinin başkenti olmasının yanı sıra günümüzde sporun da başkenti konumuna yerleştirilmiş durumda. Spor okurlarına daha hızlı erişim ve tiraj artırma çabaları, gazetelerin spor sayfalarında yer alan haberlerin genelde üç büyükler diye tabir ettiğimiz kulüpleri kapsaması, Türkiye’de amatör spor branşlarına yeteri kadar özen gösterilmediğinin en belirgin unsuru. 2020 olimpiyatlarının İstanbul yerine Tokyo’ya verilmesinin nedenlerinden birinin de, olimpik spor taraftarı ya da okuyucu kitlesinin oluşturulamamış olmasından kaynaklandığını vurgulayan Akşam Gazetesi spor yazarı Murat Tarhan, Türkiye’de spor ve spor yazarlığının son durumunu dergimiz Foto Muhabiri ile paylaştı.


Mesleğe başlama öykünüzü paylaşır mısınız?


Babam Celal Tarhan, eski futbol hakemlerinden. Dönemin iyi gazetelerinden Son Havadis’te de spor yazarlığı yapardı. Ben elektirik bölümü mezunu olmama rağmen, babamın yanında mesleğe ilk adımımı attım. Yıl da sanırım 1989’un Haziran ayı olacak. Sonra Güneş, Hürriyet, Fotospor ve halen görev yaptığım Akşam Gazetesi. 


Unutamadığınız anı ya da anılarınız?

2009 yılında Voleybol Genç Milli Takım ile Meksika’ya gittim. Kafiledeki tek gazeteci de bendim. Mexico City Havaalanı’na indiğimizde uçaktan çıkar çıkmaz tüm kafile gözaltına alınarak nezarete atıldık. Aynı odada uyuşturucu taşırken yakalanan bir İspanyol ve Meksikalı vardı. Serde gazetecilik olunca, olayı fotoğraflamaktan kendimi alamadım. 
Yaklaşık bir saat o odada bayan voleybolcularla birlikte tutuldum.Sonra serbest bırakıldık ama neden bizi nezarete attıklarını öğrenemedik.

2005 yılında ise Dünya Halter Şampiyonası için Dominik Cumhuriyeti’ne gittim. Federasyon orada dağıtılmak üzere yanında kutularca lokum getirmişti. Ancak havaalanındaki emniyet görevlileri, lokumun üzerindeki pudra şekerini uyuşturucu zannedince, yine tutuklanmaktan kaçamadık. Tüm kafile Türkiye’nin ünlü tadı olduğuna ikna edemeyince, başladık lokumları yemeye. Polislerin şaşkın bakışları arasında lokumları yemek zorunda kaldık. Sonunda ölmediğimizi ya da aşırı dozdan komaya girmediğimizi görünce, polisler ikna oldu ve otelin yolunu tuttuk.   

 
Sizce 2020 olimpiyatları neden Türkiye’ye verilmedi?

Verilmemesinin birçok nedeni var. Birincisi, sınırımızda çıkması muhtemel bir savaş. Yani bölgedeki siyasi karışıklıklar. İkincisi, dopingte yaşadığımız patlama. Son olimpiyatta altın madalya kazanan iki sporcumuzdan birinin dopingli çıkması, Türkiye üzerindeki kuşkuları daha da arttırdı. Üçüncüsü, gezi parkı olaylarında yaşananlar ve polisin sert müdahalesi. İllegal örgütlerin çevreye verdiği zarar. Dördüncüsü ise Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) üyelerinin şehir seçerken, ev sahibi ülkenin madalya kürsüsünde ne kadar yer alıp almadığına bakması. Biz madalya sıralamasında oldukça geride yer alan bir ülkeyiz. Bu da olimpiyatı alamamamızın başında gelen nedenlerden oldu.
 
Onlarca ülkede uluslar arası organizasyonlar ve olimpiyatlar izlediniz. Türkiye’de spor muhabirliğini ve foto muhabirliğini bu bağlamda nerede görüyorsunuz? Spor muhabirliğinin geleceğine nasıl bakıyorsunuz?

Biz spor muhabirlerinin şöyle bir problemi var. Dünyada spor yazarları, bazı branşlar üzerinde uzmanlaşıyorlar. Bir iki branşı takip edip, neredeyse ihtisas yapıyorlar. Bizde ise durum çok farklı. Kendimden örnek verecek olursam, 28 olimpik branşı da takip etmek zorundayım. Türkiye’de genelde de bu yönde bir yaklaşım var. Ayrıca, sadece haber yazmıyoruz. Fotoğraf yükünü de çekmek zorundayız. 
Gazeteden internet gazeteciliğine hızlı bir geçiş var. Gazeteler, internetle yarışmakta biraz geride kaldı. Bu nedenle çalışan sayısında da ciddi bir azalma var.  
Resim yazısı ekle


 
Spor muhabirliği genel anlamda artık İstanbul merkezli yapılıyor. Spor muhabirliğinin Ankara’daki durumu nedir? Nereye gidiyor, neden bu sürece gelindi?

İstanbul ile Ankara arasındaki fark, amatör branşlara olan yaklaşımımız. Üç büyük kulüp (Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş) muhabirliği, daha büyük önem taşıyor. Oysa biz bir avuç kalan başkentteki spor yazarları, olimpik branşlar ile Spor Bakanlığı ve Spor Genel Müdürlüğü ağırlıklı haberler yapıyoruz. Spor sayfalarının takipçilerinin büyük bir bölümü üç büyük kulüp taraftarı olunca, bizim türümüzün de sonuna geldik. Bu nedenle olimpik seyirci büyük önem taşıyor. Bir gün Fransa Bisiklet Turu ya da Londra Maratonu’nun gazetelerde yer almasını istiyorsak, olimpik okuyucuya kitlesi oluşmalı.


PTT Basketbol erkek takımının ikinci ligden birinci lige çıkışı ve şampiyonluk kutlamaları.  Sporcular telefonlarla yakınlarını arayarak bu mutlu anı paylaşıyorlar.







Türk basınında usta çırak ilişkisi eskiye oranla ne durumda? Benim ustalarım bunlardı diyebildiğiniz isimler ve kısa öyküleri?

Ben Nezir Önal gibi bir ustanın yanında mesleğe adım attım. Rahmetli Erol Yaşar gibi bir duayen ile aynı havayı soludum. Ankara’nın emekçileri Ali Erdoğan ve Umut Çevik’ten çok şeyler öğrendim. Şimdi benim jenerasyonum sözde usta pozisyonunda ancak bir şeyler aktaracağımız çıraklar yok. Maalesef, Ankara’da spor yazarlığının sonuna gelindi.


Trabzon’ da Avrupa Gençlik Olimpik Oyunları(EYOF), Erzurum’da Üniversiteler Arası Kış Oyunları ve son olarak da Mersin’ de Akdeniz Oyunlarını organize ettik. Türkiye’deki spor organizasyonları ne ölçüde başarılı? Eksikleri var mı varsa neler?


Türkiye, spor organizasyonlarını neredeyse en iyi yapan iki üç ülkeden biri. Hatta bazen abarttığımızı da düşünüyorum.
Sayısı elliye yaklaşan ülkede organizasyonları takip etme fırsatı buldum. Bizden iyi yapanını görmedim. Eksikler tabi ki var. “O da bizden”, “Şuradan geçsek ne olur?” gibi söylemlere çok rastlıyoruz. Hele hele bir de üst düzey bürokratsa, iltimas bekliyor arkadaşlar. Ama Dünya’da işler böyle yürümüyor. Kurallar kesinlikle çiğnenmiyor. Yetkililer çocuklarına akreditasyon kartı çıkartmıyor. Eş-dost-akraba VIP’lerde cirit atmıyor. Biz bunları aştığımızda, işte o zaman spor kültürünü de özümsemiş olacağız.





 

Onlarca ülkede yüzlerce uluslar arası spor organizasyonu izleyen ve başarısını aldığı birçok ödülle taçlandıran Murat Tarhan, halen Akşam Gazetesi’nde görev yapıyor. Tarhan evli ve bir çocuk babası.


Söyleşi:Raşit Aydoğan